Paris cinayetinin tek suçlusu; faşist diktatörlüktür. – Z. Baki Kamil

Posted on Ocak 18, 2013


31Tayyip Erdoğan ve diğer AKP yöneticileri, Paris’te alçakça öldürülen 3 kürt devrimci militanın katillerinin faşist devlet olduğunu itiraf ediyorlar. Faşist devleti yöneten hükümetin Paris olaylarıyla ilgili beyanatlarına rağmen, sahte barış umutlarının “sönmemesini” isteyen sosyalist geçinen reformistlerde gerçekleri görmezden gelerek, hükümetin sözde başladığı “Kürt ulusal sorunun çözümü için müzakerelerin ” selametle yürütülmesinin “Paris cinayetinin açığa çıkmasına ve faillerinin yakalanıp cezalandırılmasına” bağlı olduğunu öne sürebiliyorlar. Faşist devlete hizmet için Avrupa’dan getirilen; revizyonist Kemal Burkay’a göre ise “PKK nin silahları bırakmasını sağlayacak barış müzakeresini” sabote etmek için Paris’te 3 devrimci militan katledilmiş!

Oysa Tayyip hiç çekinmeden bu cinayetleri devletin işlediğini ”üstü, kapalı” kabul ediyor ve ” Sakine Cansız’ın Türkiye’ye iadesini Alman devletinden istememize rağmen, tutukluyken serbest bıraktılar, 2 ay önce Sakine Cansız’ın Paris’te olduğunu Fransız İnterpol’üne bildirdik.” diyor. Demek ki uzun yıllardır Sakine’yi Avrupa’da adım, adım takip ediyorlarmış.

Ve yine olay duyulur, duyulmaz 3 devrimci kadın militanın öldürüldüğü Bina’nın kapıların sözde şifreyle açıldığını öne sürerek, PKK “iç hesaplaşması sonucu 3 kadın militanı öldürdüğü” yalanı ortaya atıp, yoğun propaganda kampanyasıyla hedef şaşırtmaya başladılar.

İlk önce bunlara; “siz o binanın kapılarının şifreyle açıldığını neden biliyordunuz?” diye sormak gerekiyor. Kaldı ki 3 devrimci militanı öldürüldüğü binanın kapıları öyle denildiği gibi şifreyle açılmıyormuş, önüne gelen “o şifreli kapılardan ” kolayca geçip gidiyormuş.

Bir an için binanın kapısı şifreyle açıldığını düşünelim, peki bu şifreleri Tayyip’in istihbarat adamları öğrenmiş olamazlar mı? Her istediklerini takip eden, telefonları dinleyen, kendisine karşı olan politikacılarının “gizli sırlarını” kameralarla açığa çıkaran ve internet sayfalarında deşifre eden ve de dünyanın her tarafında gizli faaliyet yürütebilmesiyle meşhur olan “imamın ordusu”, Paris’te bir binanın kapısının şifresin mi öğrenemeyecek?

Tayyip’in ; “barış süreci başlatıldı, herkes dikkatli olmalıdır” laflarını sarf etmesinin ve hata “yeni barış müzakerelerine” girişildiği intibalarını yaratmasının nedeni çok açıktı. PKK önderlerinin öldürülmesini Faşist devletin gerçekleştirdiğini ört, bas etmek ve bu “barış ortamının” oluşturacak “iyimserlik havasına” kapılarak faşist devlete karşı aldıkları örgütsel tedbirlerin gevşetilmesini sağlatmak ve ajanlarını daha serbestçe faaliyet göstermesinin imkânını oluşturmaktı.

Nitekim “birinci barış müzakerelerinin” başlatıldığı dönemde Tayyip, bu taktiğiyle PKK’nin Kitlesel örgütlenmelerine darbe indirebildi ve ajanlarından aldıkları bilgilerle “KCK’ de örgütlendiler” yalanıyla, 10 binin üzerinde Kürt ulusal hareketinden yana insanı tutuklattılar.

Şimdiki “barış sürecini başlattığını “ açıklanmasından önce Tayyip, PKK’ya ve onun politik görüşlerini desteklediklerini gizlemeyen BDP’ ne karşı yoğun bir saldırı kampanyası başlatmıştı. Ve de ırkçı, faşist MHP’yi de yanına alarak, BDP’ nin meclisteki milletvekillerinin çoğunu tutuklatmak istiyordu.
Bu sırada, burjuva basın yayın organlarının her gün onlarca PKK’lının öldürüldüğüne dair yalan haberleriyle, faşistlere” moral” veriyorlardı.

Tam bunlara rağmen birden, bire “barış sürecine yeniden başladıklarını” ilan ettiler!

Ama son Paris olaylarının da gösterdiği gibi; sahte barış umutlarının yaratılmasının bir diğer nedeninin, “PKK önderlerini inlerinde yok edeceğiz” açıklamasını pratikte gerçekleştirmek için karar alınmasıymış.

Bunun içinde, en savunmasız şekilde ve Avrupa’daki burjuva demokrasine güvenerek serbestçe hareket etmekte sakınca görmeyen PKK’nin önderlerinden Sakine’yi ilk hedef seçmişler.
Tayyip’in ve dinci gericilerin hiçbir zaman, PKK’yla masa başında “Kürt ulusal sorununu çözme” diye bir niyetleri olmadı.

Kendinden önceki hükümetlerin, ”Kürt ulusal sorununu çözmek” için PKK’yı muhatap almaya yanaşmadıkları biliniyor.
Dinci-Tayyip hükümetinin se “ Kürt ulusal sorununun çözümü için PKK’yla da konuşuruz” demesinin tek nedeni; PKK’nın siyasi ve ideolojik etkisi altında toplayan milyonlarca Kürdü ondan koparmak, onu zorla, hileyle, bölüp, parçalayıp tasfiye etmektir.

Dinci gericilerde; Kürt ulusal hareketini salt askeri saldırılarla yok edemeyeceklerini anladılar.
Çünkü PKK, 30 senelik mücadelesi sonucu, Kürt Halkın büyük bir bölümünü ulusal görüşlerinin etrafında toplamıştır.
Bu durumu her vesileyle ortaya serdi ve seriyor. PKK’nın askeri gücünü yenmek için onu “sudan çıkmış balık haline” getirmenin zorunlu olduğu açıktı. İşte faşist ve dinci-gericileri bu ”suyu” kurutamadılar ve kurutamazlar.
Tayyip hükümetlerinin izlediği politikalar, PKK’yi Kürt halkından koparamadı ve bunu başaramadıkları için hırçınlaşıyorlar.

İlk önce Kürtleri parlamenter mücadelenin girdabına çekerek, silahlı mücadeleden vazgeçmeyen PKK’yi tecrit edebileceğini zanneden Tayyip, bunu başaramayacağını gördükçe başka taktikleri yürürlüğe koymaya başladı.
”Anaların gözyaşlarını dindirme” laflarıyla sözde sorunun barışçıl çözümden yanaymış gibi hareket edebiliyor.
Oysa onun esas amacı, ulusal sorunu çözmek için en küçük adım atmadan, ama atıyormuş gibi görünerek, PKK’yi silahtan arındırıp, tasfiye etmektir.

Tayyip’in, bu günlerde sahte barış görüşmelerini başlatmasının bir diğer nedeni de , Irak’taki iktidarla çatışmasının keskinleşmesinden yararlanma “sevdasına” kapılmasıdır.

Türkiye, Irak’ın Kürtlerini ve Sünni Arapları kışkırtarak, Irak’ta çoğunlukta olan Şiilerin Nuri al- Maliki başkanlığındaki hükümetiyle, çatışmaya sürüklemeye çalışıyordu.

Tayyip Irak’ı bölmeye çalışıyor! Onun bu politikası karşı olarak, Irak başbakanı Nuri al-Maliki de, Irak sınırlarını Türkiye tarafından ihlal etmesine, Kandilin durmadan bombalanmasına karışı çıkıyordu.
Türkiye, Kuzey Irak’ta, (Merkezi hükümetin istememesine rağmen) petrol arama ve çıkarma faaliyetine devam ediyor ve Kuzey Irak’ı ekonomik olarak etkisi altına almaya çalışıyor. Özellikle Kerkük Petrolarının egemenliği için çatışan, Kürtlerle, Araplar arasında çatışmada (bu seferde), Kürtleri destekliyor pozlarındalar. Bunun için de Iraklı Türkmenleri, Kürtlerle birleşmeye teşvik ediyorlar ve Araplara karşı kışkırtmaya çalışıyorlar(1).
ABD, tekrar Irak’a müdahale etmeseydi, Kürtlerle, Araplara arasında silahlı çatışma yeniden (nerdeyse) başlayacaktı.
ABD’nin araya girmesi sonucu, şimdi Kürtlerle, Araplar Tekrar anlaştılar. ABD, bu çatışmanın kızıştırılamasın da Türkiye önemli rol oynadığını görerek, Türkiye’nin kuzey Irakta ki tüm firmalarını geri çekmesini ve petrol aramalarına son vermesini istedi.

Maliki ise; Türkiye’nin Irak’ı sınırlarını İhlal edilmesine ve Kandilin bombalanmasına kesinlikle karşı çıkmaya devam ediyor.

Maliki’nin Irak toprakların bombalamasını önleyeceğini düşünen ve dolayısıyla PKK’nın daha da güçlenmesine engel olamayacağını gören Tayyip hükümeti, bir taraftan sahte barış “çığlıklarıyla” harekete geçerken, diğer taraftan PKK’yı Kürt halkında soyutlama politikasına ısrarla devam ediyor.
Bunun için Tayyip hükümeti, PKK’nın içinde çatışmaların olduğunu, bölüneceklerine, parçalanacaklarına dair propaganda kampanyalarını yoğunlaştırıyor ve bu yolla Kürt halkının morallerini bozacaklar! ! Ve böylece, Kürtler de PKK’dan ümitlerini kesecekler!!

Tayyip hükümetinin Kürt ulusal sorunu çözme konusunda bir isteğinin olmadığı açıktır.

Türkiye’de Kürt halkını ulusal sorunun çözümünü, Türkiye egemen sınıflarından ve onun politik temsilcilerinden beklemek, ham, hayaldir.

Kürt halkının ulusal sorunun çözümü, faşist diktatörlüğün tasfiyesine, faşist, dinci ve diğer burjuva politik hareketlerin etkisiz hale getirilmesine bağlıdır.

Buda ancak, Türk, Kürt, diğer uluslardan işçi ve emekçilerin anti-kapitalist mücadele temelinde birleşmesiyle ve birlikte mücadele etmesiyle gerçekleşe bilir.

Emperyalistler ve gericiler arası çatışmanın yaratığı çatlakların sonucu Türkiye’deki Kürt halkının ulusal sorununun çözüleceğini zannetmesinin, yanılgıya düşmekten öte bir anlamı yoktur.

Orta-doğuda emperyalistler ve bölge gericileri arasındaki çatışmanın keskinleştiği koşullarda, Türkiye’yi batılı emperyalistlerin “gözden çıkaracakların” düşünmek, abesle uğraşmak demektir.

Bugün Kürt halkının haklı ulusal mücadelesini destekleyenlerin başında, kapitalizme karşı çıkan, ekonomik krizlerle giderek yoksullaşan dünyanın birçok ülkesinin, işçileri, emekçileri ve onların komünist, sosyalist partileri geliyor.

Bunun için, Kürt halkın ayrı devlet kurma hakkı dâhil olmak üzere, kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkını gerçekten savunan hiç kimse, faşist devletin Kürt ulusal sorununun barışçıl çözümünü bekleme yanılgısına düşmesin ve hiç kimse, 12 Eylül faşist generallerin pamuk ipliğine başlı “demokrasine” sığınarak politik mücadele yaptıklarını zanneden reformistlerin sözde barış propagandasının etkisi altında kalmasın.

Özellikle Kürt halkını asimile etmenin temel aracı olan Kürtçeyi yasakla politikasından vazgeçmeyeceklerin açıkça ilan eden dinci gericilerin yapacakları anayasasının “garantisine” güvenerek, Kürtlerin ulusal sorunun çözüle bileceğini zannetmesin.

Reklamlar
Posted in: Güncel