Finansal Liberalizsyon – Korkut Baratov

Posted on Kasım 8, 2012


GİRİŞ

1980’li yıllardan itibaren gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ekonomik krizler ve bu krizlerin yaratmış olduğu sorunlar mali-finansal serbestleşme olgusunun yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmıştır. Az gelişmiş ülkeler ekonomik kalkınma çabalarında önemli bir sermaye kısıtı ile karşı karşıya iken, gelişmiş ülkelerde sermaye faktörü bol olarak bulunmaktadır. Ülkeler arasında sermaye donanımları açısından ortaya çıkan bu dengesizlik dünya ekonomisinde kaynak dağılımının etkin olmaması sonucunu doğurmaktadır. Dışa kapalı bir ekonomide ulusal tasarruflar sermaye birikiminin tek kaynağıdır. Ancak dışa açık bir ekonomide ulusal yatırımlar yabancı sermaye ile finanse edilebilecektir. Az gelişmiş ülkeler finansal serbestleşme programları ile dışa açılarak uluslar arası sermaye hareketlerinden faydalanmaya çalışmaktadırlar.

Bu çalışmada liberalizasyon ana başlığı altında finansal liberalizasyon süreci bu sürecin 1989 sonrası Türkiye’ye  etkileri üzerinde durulmuştur. Bu incelemede ilk önce serbestleşme olmalı mı olamamalı mı sorusuna cevap ararken incelemenin sonlarına doğru sorumuz serbestleşme nasıl bir prosedür çerçevesinde yapılamalı şeklinde kabuk değiştirmiştir. Finansal liberalizasyonun Türkiye üzerinde etkileri olumsuzdur hipotezi bir şekilde test edilmeye çalışılmıştır. Kapsam olarak Türkiye ve 1989 sonrası veriler kullanılmıştır.

Bu çalışmanın birinci bölümü liberalizasyon olgusu tanıtılmakta ve bu bölümün  devamında liberalizasyonun üç türü olarak sayılan; ticari liberalizasyon, finansal liberalizasyon ve siyasal ve yönetsel liberalizasyon üzerinde durulmaktadır. Çalışmamızın konusu gereği bu bölümde özellikle finansal liberalizasyon üzerinde ağırlık verilmekte ve diğer liberalizasyon çeşitleri üzerinde kısaca durulmaktadır.

Çalışmamamızın üçüncü bölümünde Türkiye’de finansal liberalizasyon sürecinin işleyişine ayrılmıştır. Ve bu sürecin Türkiye üzerindeki etkileri ayrı ayrı incelenmiş sonuç bölümünde kısa bir değerlendirme yapılmıştır.

  1. Liberalizasyon  Olgusu

Dünyada popüler iktisadi, siyasal ve yönetsel model olarak karşımıza çıkan liberalizasyon çok boyutlu bir kavramdır. Temelde liberalizasyon :

  • Siyasal ve yönetsel mekanizmalar, ticaret piyasaları ve finansal piyasalar üzerindeki kontrollerin kaldırılması

ve sonrasında

  • Uluslararasılaştırlmasını amaçlamaktadır (Dağdelen, 2004: 5).

1980’li yıllara neo-liberal politikalar damgasını vurmuş ve bu politikanın sacayağı olarak bilinen arz yönlü iktisat döneminde bir sözcük öne çıktı: deregülasyon (kuralsızlaştırma-serbestleştirme) (Şişman, 2004: 83).

1970’li yıllarda başlayıp 1980 sonrası dönemde yaygınlaşan bu akım bir çok ülkenin yerel mal piyasalarını gelişen teknolojilerin de desteğiyle önemli ölçüde birbirine bağlamış ve “piyasacı efsanenin” gelişmesinde başat rol oynamıştır (Dağdelen, 2004: 5). Sözü edilen bu liberal akım küresel kuruluşlar (IMF, Dünya Bankası, OECD, DTÖ) ve uluslar arası birliklerin (Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler) politikalarından etkilenmiştir. Genel olarak sözü edilen yeni dönemde küresel kuruluşların temel amaçları artık daha küresel hale gelen dünyada yer alan ekonomilerin finans piyasalarında dengesizliğe neden olabilecek sorunları çözmeye yönelik politikaların oluşturulması (Sevinç, 2003: 412), bütün dünyada uluslararası mal, sermaye ve para akımlarının önündeki engellerin kaldırılması ve öncelikle kapitalist ekonomiye entegre olmaya çalışan eski doğu bloğu ülkelerin dünya ekonomisine uyum sürecinin hızlandırılması olmuştur (Dağdelen, 2004: 6).

Liberalizasyonun işleyişi üç önemli birbirini takip eden sacayağından oluşmaktadır. Bunlar ticari liberalizasyon, finansal liberalizasyon ve diğerlerine nazaran geçmişi yakın tarihlere dayanan siyasal ve yönetsel liberalizasyon politikalarından oluşmaktadır. İncelememizin kapsamı gereği ticari liberalizasyon ve siyasal ve yönetsel liberalizasyona kısaca değinilecek ve incelememizin ana başlığı içerisinde yer olan finansal liberalizasyona ayrıntılı  bir şekilde yer verilecektir. Bu aşamalara değinmeden önce liberalizasyonun her üç türünün de küreselleşme ideolojisi içerinde olduğu göz ardı edilmelidir. Liberalizasyon olgusu nesnel bir geçeklik olmaktan ziyade, küreselleşme dalgasının dinamikleri ile üretilen öznel ve iradi bir ideolojik söylemdir. Küreselleşme  ideolojisinin ardında yatan mantık kurgusu bakımından, sermayenin karlılığı etkin kaynak dağılımının sağlanmasının dolayısıyla ekonomik refahın artırılmasının yegane koşuludur. (Yeldan)’a göre bu koşulun sağlanması ise ancak yükselen pazar ekonomisi ile mümkündür. Gene kapsam dahilinde liberalizasyonun ideolojik temellerine yer yer değinilecektir.

  1. Liberalizasyon Türleri

Liberalizasyonu literatürde daha öncede belirttiğimiz üzere ticari liberalizasyon, finansal liberalizasyon ve  siyasal ve yönetsel liberalizasyon olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

            Ticari Liberalizasyon

Bilindiği üzere ülkeler, ithalat ve ihracat rejimlerini gümrükler, tarifeler, kotalar uygulamak suretiyle kendi kontrolleri altında tutabilmektedir. Ticari liberalizasyon söz konusu kontrollerin ortadan kaldırılması ve uluslararası düzlemde serbest ticaret anlayışının esas alınması süreci (Dağdelen, 2004: 20) olarak ifade edilmektedir. Çoğu kimse tarafından iktisat yazının başlatan düşünür olarak sayılan Adam Smith’e göre devlet serbest ticareti sağlamak için başta iç ve dış ticarete konan sınırları kaldırmak üzere bir dizi görevler üstlenmelidir (Yılmaz, 1992:18). Burada serbest ticaret her zaman iyidir anlayışına karşın başta Marksist yazarlarca olmak üzere çeşitli kesimlerce “serbest ticaretin gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş ülkeler üzerindeki emperyalizm aracı olduğunu” öne süren bir literatür gelişmiştir (Dağdelen, 2004: 16).

            Finansal Liberalizasyon

Ulusal ve uluslararası finansal sisteme ilişkin düzenlemeler, günümüzde dünyadaki devletlerin temel problemleri olmuştur. Finansal liberalizasyon olgusu da geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinden itibaren bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin ekonomilerinde uyguladığı bir yöntem olmasının yanı sıra, kimilerince son dönemlerde ortaya çıkan ekonomik , siyasal ve yönetsel krizlerin ana sebebi olarak gösterilmektedir.

Dağdelen’e göre üzerinde yapılan tartışmaların hala devam ede geldiği finansal liberalizasyon olgusu kuramının teorik temeli Stanford Okulunun tanınmış iktisatçılarından Mckinnon (1973) ve Show (1973)’un çalışmaları ile meydan gelmiştir. Finansal liberalizasyonun tasarrufların dünya ölçeğinde dağılımını düzenleyeceği ve faiz oranlarını ülkeler arasında eşitleyeceği varsayımından hareket eden teori, finansal baskının kalkmasının ve finansal derinleşmenin sağlanmasının etkin kaynak dağılımını sağlayacağı ve ekonomik gelişmeyi hızlandıracağını iddia etmektedir (Williamson, Mahar, çev, 2002: 8’den alıntı).

Finansal liberalizasyon; genellikle hükümetlerin gelişmiş ülkelerin  uluslararası finansal faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bankacılık finans sistemi üzerindeki denetim ve kısıtlamaları kaldırdığı yada önemli bir ölçüde azalttığı deregülasyon uygulamalarının bir sonucu olarak gösterilmekte ve ekonomilerin uluslararası sermeye akımlarına açılma süreci olarak ifade edilmektedir (Durusoy, 2004: 1).

Dar anlamda mevduat ve kredi faiz oranları üzerinde kontrollerin kaldırılması olarak tanımlanan finansal liberalizasyon, geniş anlamı ile farklı nitelikteki kurumların faaliyetlerini ayıran sınırlamaların; yabancı kuruluşların ulusal finansal sisteme girişlerindeki engellemelerin azaltılması, yerleşiklerin finansal piyasalara girmelerine izin verilmesi ve finansal kazançlar üzerindeki vergilerin azaltılması gibi unsurları içermektedir. Bu çerçevede söz konusu sürecin altı temel boyutu olduğu söylenebilir (Dağdelen, 2004: 21):

Kredi kontrollerinin kaldırılması,

Faiz oranlarının deregülasyonu,

Bankacılık sektörüne veya daha geniş olarak finansal hizmetler endüstrisine giriş serbestisi,

Uluslarası sermaye akımlarının liberalizasyonu,

Banka otonomisi.[*]

Finansal liberalizasyon olgusunu iki başlık altında topluyoruz:

  • İç finansal liberalizasyon
  • Dış finansal liberalizasyon

            İç Finansal Liberalizasyon

İç finansal liberalizasyon uygulamaları ile ülke içinde devletin elinde bulunan kontrollerin ve sınırlamaların kaldırılması anlamında ilk adım olarak faiz oranlarının hükümet tarafından değil, bankalarca tespit edilmesi faiz oranlarının arz ve talebe göre para piyasasında belirlenmesi sağlanır. İç finansal liberalizasyonu sağladıktan sonra uluslararası finansal piyasalara tam anlamıyla entegrasyonu sağlamak amacı ile dış finansal liberalizasyona yönelilecektir.

            Dış Finansal liberalizasyon

Ülkeler, dış finansal liberalizasyon politikaları kapsamında Uluslarası finansal piyasalar ile bütünleşmenin sağlanmasını ve döviz kurlarının müdahalelerden arındırılarak piyasa koşullarında belirlenmesini temin ederek temelde dışarıdan sermaye girişi sağlamayı amaçlamışlardır. Durusoy’a göre noe-klasik bağlamdaki bu düşünce yerli tasarrufların yetersiz kaldığı durumlarda yabancı tasarrufların yerli yatırımlar ve büyüme için önemli bir kaynak oluşturacağı temeline dayanmaktadır. Bu düşünceye göre, sermaye hareketlerinin serbestleşmesi sonucunda tasarruflar sermaye darboğazı çeken ülkeler akacak, diğer bir deyişle ekonomik etkinliği geliştirerek büyüme ve istihdamı gerçekleştirmek için yurtiçi tasarrufları yeterli olamayan gelişmekte olan ülkelere faiz oranını yükselterek tasarruf fazlası olan ülkelerin tasarrufları çekilecektir. Bu süreç gelişmekte olan ülkelerdeki faiz oranları uluslararası faiz oranına inene kadar devam edecektir.

Dış finansal liberalizasyon hem sermaye girişleri hem de sermaye çıkışları üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasını kapsamaktadır. Bazı iktisatçılara göre iç liberalizasyon tamamlanmadan dış liberalizasyona geçilmesi söz konusu ülkeler için finansal krizin nedeni olarak gösterilmektedir.

            Siyasal ve Yönetsel Liberalizasyon

Liberalizasyonun son aşaması olan siyasal  yönetsel liberalizasyon siyaset ve yönetim mekanizmalarının, önce ulus devletin kontrolünden çıkarılarak daha sonra uluslararasılaştırılması süreci siyasal ve yönetsel liberalizasyon olarak tasvir edilebilir (Güler, 2003: 5)

  1. Türkiye’de Finansal Liberalizasyon Süreci

Bilindiği gibi Türkiye’de liberalizasyon sürecinin 24 Ocak 1980 kararları ile başlatıldığı söylenebilmektedir. Türkiye’de 1980 sonrası yapısal uyarlama sürecinin 1988 yılına gelindiğinde ivmesini kaybettiği ve ekonominin de bir tıkanma içerisine girdiği söylenebilmektedir. 1988’in tüm makro ekonomik verileri ihracata yönelik büyüme politikalarının iktisadi ve sosyal sınırlarına ulaşıldığını göstermektedir. Bunu izleyen yıllarda artık Türkiye Ekonomisi’nde dışa açılım öncelikleri reel üretim sektöründe değil, finans ve kambiyo hizmetlerini de kapsayacak politika değişiklikleri ile biçimlenmiştir (Yeldan, 2001: 39).

Bu çerçevede ülkemizde 1980 sonrası dönemde başlatılan liberalizasyon odaklı yeni modelin finansal liberalizasyon ayağı ticaretin liberalizasyona koşut olarak 1980-83 dönüşümü ile başlamış bu dönemde ortaya çıkan bankerler krizi ile sekteye uğramış buna karşılık 1988 ve 1989’da yürürlüğe konulan uygulamalarla tamamlanmıştır (Dağdelen, 2004: 46).

1989 yılında, ülkemizde finansal liberalizasyonun ilanına kadar olan süreçte bu karara ön hazırlık niteliğinde kabul edilebilecek adımlar üç eksen üzerinde gerçekleşmiştir; (Sönmez, 2003: 320)

Birincisi: Finansal  piyasaların düzenlenmesi ve geliştirilmesi

  • Sermaye Piyasası Kanunun Çıkarılması (Temmuz 1981) ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) kurulması (Şubat 1982),
  • Ağustos 1989’da TPKK hakkında 32 sayılı karar ile dış finansal serbestliğin sağlandığı dönemde finansal aracıların yapılanması ve finansal araçların çeşitlenmesi,

İkincisi: Mevduat faiz oranlarının belirlenmesinde  liberalizasyon,

  • Faizlerin tamamen serbest bırakılması (Ekim 1988)

Üçüncüsü: Kambiyo ve sermaye hareketlerinde liberalizasyon,

  • TCMB bünyesinde oluşturulan Döviz ve Efektif Piyasası ve Kur Belirleme seansları uygulaması ile kurların TCMB ve bankalar tarafından ortak belirlenmesi ilkesinin yürürlüğe konulması.

1989 sonrası dönemde yapısal uyum programları doğrultusunda Türkiye ve dış dünya arasındaki her türlü para transferine tam bir serbesti tanındığını ayrıca Türk vatandaşlarının istedikleri gibi döviz bulundurmalarına ve banklarda döviz hesabı açmalarına izin verilmiştir. Bu gelişmeyle hemen hemen aynı zamanda devrin hükümeti bütçeyi finanse etmek için uzun vadeli dış krediler ve vergiler yerine kısa vadeli iç borçlanmaya gidilmesine karar verilmiştir. Bunun yanı sıra yeni yapılanma sürecinde Türkiye’de diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi devlet tahvili ve hisse senedi piyasalarının da kurulması sağlanmıştır. Sözü edilen süreçte son olarak İMKB’nin de Uluslarası sisteme açılması ile yapılan uyum sürecinin finansal uyum boyutunun bütün gerekleri yerine getirilmiş ve (Kula)’nın deyimiyle Türkiye, dünyadaki yeni kırılgan\akışkan finans yapısına entegre olmuştur.

İncelememizin başlangıç kısmında değindiğimiz gibi liberalizasyonun üç sacayağı bulunmaktadır. Türkiye ikinci aşamaya yani finansal liberalizasyon aşamasına 1989 yılında tamamen geçmiştir. Peki bu 1989 sonrası süreç Türkiye’ye neler getirmiştir? İktisatçıların birçoğu Türkiye’nin finansal liberalizasyona geçişinin çok hızlı olduğunu söylerken bazıları finansal liberalizasyona hiç geçilmemesi gerektiğini yönünde görüş bildirmektedir. 1989 sonrası gelişmeler baktığımızda karşımıza çıkan tablo aşağıda özetlenmiştir.

Spekülatif kısa vadeli sermaye hareketlerine açılan yeni yapı ile ulusal piyasalarda döviz ve faiz kuru birbirine bağlı hale gelmiş ve Merkez Bankası’nca birbirinden bağımsız biçimde birer politika aracı olarak kullanabilme olanağı yitirilmiştir (Yeldan, 2001: 135-136). Yani merkez bankası elindeki araçları kaybetmiştir.

Finansal liberalizasyon sürecinde Türk bankacılık sisteminin 1989 sonrası işlevinin doğrudan borçlanma yetisini kaybetmiş olan kamu kesimine aracılık yaparak  kamu sektörünü finanse etmek olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin kambiyo rejimini bırakıp finans piyasalarını tamamen serbestleştirdikten sonraki yıllar ülkemiz açısından çok sancılı geçmiştir. Bu süreçte yüksek enflasyonist baskının yaşandığı ortamda kamu maliyesinde dengesizlikler giderek artarken uygulamaya konulan finansal liberalizasyonla, ulusal ekonomi dış şokları amorti etmede kullanabileceği uygun para/faiz ve kur politikalarını birbirinde bağımsız olarak belirleme ve uygulama olanağından yoksun bırakılmıştır. Finansal sermaye hareketleri kurların belirlenmesinde yönlendirici etken olmuş mal hareketleri ile sermaye hareketleri arasında bağlantı kopmuştur. Bir başka değişle faiz ve kurların belirlenmesi özellikle sıcak para girişlerine bağımlı olamaya başlamış para ve maliye politikaları etkinliklerini hızla yitirme sürecine girmişlerdir (Yeldan, 2001: 128).

Bu dönemde hayata konan uygulamalar iktisadi dalgalanmaları artırmış ve 1990 sonrasında Türkiye iç ve dış kaynaklı dört büyük krizle (1994, 1999, 2000, 2001) karşı karşıya kalmıştır. 1990’ların ortalarında itibaren Türkiye artık özerk iktisat politikaları izleme gücünü de kaybetmiştir (Pamuk, 2003: 238). Türkiye 1990 sonrası on yılı bu şekilde istikrarsızlık, kriz, istikrarsızlık sarmallarına dayalı, inişli çıkışlı bir konjonktür ile geçirdikten sonra, 2000 den bu yana topyekün bir iktisadi ve siyasi krizin cenderesine sürüklenmiştir (Yeldan, 2002).

Diğer taraftan finansal liberalizasyonla hedeflenen amaçlar arsında yer alan sermaye girişini artırma hedefine de ulaşılamamıştır. 1990’ların başında doğrudan yabancı sermaye gelirlerinden %1.8 pay alan Türkiye, 1999’da binde 3 düzeyinde bir pay alabilmiştir. Aynı zamanda kişi başına düşen gelir 1991’den 2000 yılında %0,3 oranında gerileyerek, 2681 dolardan 2607 dolara düşmüştür (Güler, 2003: 49). Türkiye’ye gelen yabancı sermaye hareketlerinin etkileri konusunda önemli bir literatür oluşmuştur. Genel olarak dolaysız sermaye yatırımları üzerine yapılan araştırmalar Türkiye’nin yabancı sermayeden beklediği faydayı elde edemediği anlaşılmaktadır (Kula, 2004: 146). Kula’ya göre Türkiye’ye  gelen dolaysız yabancı sermaye ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini analiz ettiği bir araştırmada, Türkiye’ye gelen dolaysız sermaye yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyüme katkı yapmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Türkiye ekonomisi liberalleşme, kuralsızlaşma, dışa açılma artıkça hep bıçak sırtında ve krizin eşiğinde yaşayan ve sonunda tam krizlere düşen bir ekonomi haline gelmiştir (Arın, 2004: 608)

 SONUÇ

Sonuç olarak temelde siyasi, iktisadi ve yönetsel araçları kullanarak devlet kontrollerinin kaldırılması ve uluslararası anlamda entegrasyon yoluyla çok kapsamlı değişiklikleri beraberinde getiren liberalizasyon olgusu “ticari liberalizasyon”, “finansal liberalizasyon” ve “siyasal ve yönetsel liberalizasyon” olmak üzere üç türünden söz edilebilir. Bu politikalar özelikle 1980 sonrası kamudaki eski yaklaşımları büyük ölçüde değiştirmiştir.

Liberalizasyon sürecinin birinci aşaması olan ticari liberalizasyon ve bunun devamında yürürlüğe geçirilen finansal liberalizasyon politikaları ile yerel piyasaların kırılgan ve akışkan yapıdaki uluslararası finansal piyasalara aynı şekilde eklemlendiği, sürecin devamında ise özellikle bizim gibi az gelişmiş ülkelerin finans piyasalarında sıcak para akımlarının vasıtasıyla dönemsel panik ortamlarının yaratıldığı ve sonuçta özelikle Türkiye için kriz ile sonuçlandığı söylenebilir.

Türkiye’de finansal liberalizasyonla 1980’li yıllardan sonra yabancı sermaye yatırımlarının artırılması, sermaye piyasasının derinlik kazanması gibi beklentilerin gerçekleşemediğini söyleyebilir. Türkiye’nin 1980 sonrası finansal liberalizasyona gereğinden hızlı geçmesi emeklemeye yeni başlamış bir bebeğin koşturulmak istenmesinden başka bir şey değildi. Sonuçta bebek yürümeyi öğrenene kadar çok düşüp kalktı ve onarılması çok güç yaralar aldı. Kanaatimizce liberalizasyonun çok hızlı bir şekilde uygulanması bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin doğasına aykırı bir tutumdur. Tabi ki sınırların kalkmaya başladığı bir dünyada liberalizasyon olgusundan kaçmak imkansızdır. Burada sorun liberalizasyona geçilip geçilmemesi değil  bu geçiş sürecinin hangi periyotta olması gerektiğidir. Bu noktada araştırmamızın temel sorusunu oluşturan, liberalizasyonun 1989’dan sonra Türkiye üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Sorusu yerine yaşanan bu liberalizasyon sürecinin ne kadar hızlı olduğu, yada ne kadar hızlı olması gerektiği olmalı kanaatindeyiz.

Son olarak küresel kuruluşlarca liberalizasyon sürecinin gelişmekte olan ülkelere uygulatılmasının en yakın şahidi olan ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz’in Dünya Bankası’nda görev yaptığı dönemde edindiği çarpıcı izlenimler yer vermek istiyoruz (Dağdelen, 2004:61);

“IMF’in yapısal uyum politikaları (bir ülken krize ve daha kalıcı dengesizliklere uyum sağlaması için tasarladığı politikalar) birçok ülkede açlığa ve ayaklanmalara yol açıyordu. Sonuçların bu kadar vahim olamadığı, bir süre için biraz büyümenin sağlanabildiği durumlarda da çoğu zaman hali vakti yerinde olanlar orantısız bir şekilde daha fazla fayda elde ederken en alt tabaka daha da yoksullaşıyordu. Beni asıl şaşırtan IMF’de yönetimde olan kişilerin birçoğu, kritik kararlar veren kişiler bu politikaları sorgulamıyorlardı. Bu kararları çoğu zaman gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar sorguluyordu; ama çoğu IMF fonların ve bununla birlikte başka yerlerden gelen fonları kaybetmekten o kadar korkuyorlardı ki şüpheleri söyleyecek olursa çok ihtiyatlı davranıyorlar ve bu konuşmaları gizli tutuyorlardı.” (Stiglitz, 2002: 14)’den alıntı.

KAYNAKÇA

AKDAN, Coşkun Can. (2004), Yeni İktisat Okulları, Ankara: Seçkin Yayınları.

ARIN, Tülay (2004), “Türkiye’de Mali Küreselleşme ve Mali Birikimle Reel Birikimin Birbirinden Kopması”, İktisat Üzerine Yazılar 1. Küresel Düzen: Devlet ve Sınıflar, Korkut Baratov’a Armağan, Derleyenler: A.H. Köse-Fikret Şenses-Erinç Yeldan, İstanbul: İletişim Yayınları.

DAĞDELEN, İlhan (2004), “Liberalizasyon”, www.insanbilimleri.com, (12.10.2004).

DURUSOY, Serap (2004), “Finansal Liberalleşmenin Sorgulanmasının Nedenleri”, www.foreigntrade.gov.tr/ead/DTDERGİ/tem2000/finans.htm, (12.12.2004).

GÜLER, Birgül Ayman (1997), “İkinci Dalga: Siyasal ve Yönetsel Liberalizasyon, Kamu Yönetimi Temel Kanunu”, A.Ü.SBF GETA Tartışma Metinleri, Özel Sayı No:59.

GÜLER, Birgül Ayman (2000), “Yerel Yönetimleri Güçlendirmek mi? Ademi Merkeziyetçilik mi?”, Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 9, Sayı 2.

GÜLER, Birgül Ayman (2003), “Devlette Reform”, 3 Mart 2003 günü Mimarlar Odası Ankara Şubesinde Konferans Metni.

KULA, Ferid (2004), “Uluslar arası Sermaye Hareketlerinin Etkinliği: Türkiye Üzerine Gözlemler, www.ceterisparibus.net, (12.9.2004).

ORHAN, Sevinç (2003), “Küresel İktisat Politikaları Olarak Liberalizasyon”, Küresel Sistemde Siyaset, Yönetim, Ekonomi, Derleyen: M. Akif Çukurçayır, Ankara: Çizgi Kitabevi.

PAMUK, Şevket (2004), “Karşılaştırmalı Açıdan Türkiye’de İktisadi Büyüme”, İktisat Üzerine Yazılar 1. Küresel Düzen: Birikim, Devlet, Sınıflar, Korkut Baratov’a Armağan, Derleyenler: A.H. Köse-Fikret Şenses-Erinç Yeldan, İstanbul: İletişim Yayınları.

ŞİŞMAN, Mehmet (2003), Mali Sermayenin Küreselleşmesi, İstanbul: Set Yayınları.

SÖNMEZ, Sinan (2003), “Türk İktisat Politikalarındaki Çıpa: Dış Borçlanma”, İktisat Üzerine Yazılar 2: İktisadi Kalkınma, Kriz ve İstikrar, Oktar Türel’e Armağan, Derlayenler: A.H. Köse-Fikret Şenses-Erinç Yeldan, İstanbul: İletişim Yayınları.

STİGLİTZ, Joseph E. (2002), Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı, İstanbul: Plan B Yayınları.

YELDAN, Erinç (2002), “İstikrar, Kim İçin? Kriz İdaresi Üzerine Değerlendirmeler”, Birikim Dergisi, Kasım 2002.

YELDAN, Erinç (2001), Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm, Birikim ve Büyüme, İstanbul: İletişim Yayınları.

YILMAZ, Şiir Erkök, Dış Ticaret Kuramlarının Evrimi, Gazi Üniversitesi Yayın No: 178, Ankara.


[*] “Banka otonomisi” kavramı banka yöneticileri ve diğer çalışanların nasıl atanacakları ve onlara ne kadar ödeme yapılacağı; nerede şube açılıp, hangi şubelerin kapanacağı ve bankaların hangi tür işle uğraşabileceği gibi konuları belirlemede bankların kendi iç idari prosedürlerinin işletilmesi anlamında kullanılmıştır.

Reklamlar
Posted in: Siyaset